Hitit Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zehra Gencel Efe, günümüz çocuklarının yaşadığı sosyal ve duygusal yalnızlaşmaya dikkat çekerek, aile ve dijital çağın bu konudaki etkilerine dair önemli uyarılarda bulundu. Son dönemde yaşanan okul saldırıları gibi yürek burkan olaylar, sadece bir güvenlik sorunu olarak görülmemeli; derin toplumsal kırılmalara işaret eden bu durumun kökenleri araştırılmalıdır.
Aile: Çocuğun İlk ve En Güçlü Sığınağı
Çocuğun hayattaki ilk aidiyet alanı olan aile, onun karakterinin, değerlerinin ve kimliğinin şekillendiği en önemli merkezdir. Kaygı duyduğunda sığındığı liman, mutluluğunu paylaştığı bahçe ve doğruyu yanlışı öğrendiği ilk okuldur aile. Ancak günümüzde yoğun iş temposu ve dijital dünyanın hızı, aile içi iletişimi zayıflatmakta, çocuklarla geçirilen zamanı azaltmakta ve nitelikli iletişimin yerini yüzeysel ilişkilere bırakmaktadır. Bu durum, çocukların kendilerini yalnız hissetmelerine ve farklı aidiyet arayışlarına yönelmelerine neden olmaktadır.
Dijital Dünya: Kalabalık İçinde Yalnızlık
Teknoloji bağımlılığı, çocukların yalnızlaşma sürecini hızlandıran en önemli unsurlardan biridir. Sosyal medya aracılığıyla sürekli bir etkileşim içinde gibi görünseler de, çocuklar aslında derin bir yalnızlık yaşamaktadır. Sanal ilişkiler, gerçek bağların yerini tutmamakta; bu da empati eksikliği, öfke kontrol sorunları ve toplumsal değerlerden uzaklaşma gibi ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Bu tablo sadece çocuklarla sınırlı kalmayıp, ebeveynlerin de dijital dünyada kaybolduğu ve çocuklarını ekranlar üzerinden büyütmeye çalıştığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.
Değerlerin Aşınması: Sessiz Tehlike
Çocukların dini, ahlaki ve milli değerlerle bağlarının zayıflaması da kritik bir diğer meseledir. Bu değerler, bireyin ahlaki pusulasını belirlerken; saygı, merhamet, sorumluluk ve dayanışma gibi kavramlar çocuklukta kazanıldığında bireyin tüm hayatına yön verir. Günümüzde değerlerin itibarsızlaştırılması, yanlış rol modellerin öne çıkarılması ve şiddet içeren figürlerin ‘güçlü’ gösterilmesi, gençler üzerinde ciddi bir etki yaratmaktadır.
Çözüm Ailede, Okulda ve Toplumda Başlıyor
Prof. Dr. Efe, çözümün uzak olmadığını belirterek şu önerilerde bulundu:
- Aile İçi İletişim: Aileler çocuklarıyla sadece denetleyen değil, anlayan ve paylaşan bir iletişim kurmalı. Çocuğun duygularını ciddiye almak ve yargılamadan dinlemek en güçlü bağdır.
- Değerler Eğitimi: Eğitim kurumları, akademik başarı kadar değerler eğitimine de odaklanmalı. Aidiyet duygusu güçlendirilmeden sağlıklı birey yetiştirmek mümkün değildir.
- Toplumsal Projeler: Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, spor, sanat ve gönüllülük gibi alanlarda gençleri aktif kılacak projeler üretmelidir.
Prof. Dr. Efe, son olarak, yaşanan acı olayların bireysel sapmalar olarak değil, toplumsal bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Güçlü aile bağları, sağlam değerler eğitimi ve kapsayıcı sosyal politikalarla çocukların yalnızlaşmasının önüne geçilebileceğini belirten Efe, “Bir çocuğu kazanmak, aslında geleceği kazanmaktır” dedi.

