Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı “Başkasının makası ile ip kesmek yahut kronik Türkiye karşıtlığı” başlıklı köşe yazısında, Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron üzerinden Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne verdiği desteği ve bu ittifakın stratejik boyutlarını mercek altına aldı. Avşar, bu hamlelerin “kullanışlı aparat” olma eğiliminin bir sonucu olduğunu belirtti.
Fransa’nın Bölgesel Girişimlerinin Geçmişi
Prof. Dr. Avşar, Fransa’nın daha önceki bölgesel girişimlerinin Türkiye ile karşı karşıya gelerek başarısızlıkla sonuçlandığına dikkat çekti. Kafkasya’da Ermenistan ve Karabağ’a, Suriye’de PKK’ya, Libya’da ise ayrılıkçılara destek vermesi gibi örnekler sıralayan Avşar, bu tür hamlelerin Fransa’nın Türkiye ile rekabetinde ağır bir bedel ödemesine yol açtığını ifade etti. Afrika’daki varlığının da eleştirildiği yazıda, Fransa’nın Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurmaya çalıştığı savunma ve jeopolitik yakınlaşmanın, ilk bakışta Avrupa güvenliğinde yeni bir denge arayışı gibi görünse de, aslında asimetrik ve sınırlı bir güvenlik tedarik düzeni olduğu vurgulandı.
İttifakın Motivasyonları ve Kapasite Sınırlılıkları
Bu yeni yapının, tarafların ortak bir stratejik vizyon etrafında birleşmesinden ziyade, farklı motivasyonların geçici olarak kesişmesinden doğduğunu belirten Avşar, Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı dış kaynaklı caydırıcılık arayışını, Fransa’nın Doğu Akdeniz’de nüfuz alanını genişletme ve Avrupa içinde askeri liderlik iddiasını güçlendirme çabasını, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ise güvenlik açığını dış aktörler üzerinden telafi etme gayretini analiz etti. Bu yapının, tam teşekküllü kolektif savunma ittifaklarından çok, riskin paylaşılmadığı ancak siyasi desteğin üretildiği yarı-ittifak niteliği taşıdığına işaret edildi.
Yazıda, Fransa ile Yunanistan arasında imzalanan savunma anlaşmalarının kamuoyuna yansıtıldığı biçimiyle gerçek operasyonel kapasitesi arasında belirgin bir fark olduğu vurgulandı. Karşılıklı yardım maddesinin otomatik bir askeri müdahale yükümlülüğü doğurmadığı ve Fransa’nın nükleer caydırıcılık doktrininin milli egemenliğe bağlı olduğu, bu kapasitenin başka ülkeler lehine otomatik biçimde devreye sokulmasını öngören bir mekanizma bulunmadığı belirtildi. Bu durumun, stratejik iletişim ve psikolojik caydırıcılık üretmeye dönük bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Türkiye’nin Konumu ve Bölgesel Dengeler
Prof. Dr. Avşar, Fransa’nın askeri kapasitesinin aynı anda birden fazla coğrafyada yüksek yoğunluklu angajmanı sürdürebilecek sınırsız bir güç anlamına gelmediğini, Afrika’daki varlık, Hint-Pasifik bölgesindeki rekabet ve Avrupa içindeki güvenlik sorumluluklarının Fransa’nın kaynaklarını böldüğünü ve Doğu Akdeniz’e yönelik uzun vadeli, yüksek maliyetli bir askeri taahhüdü sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırdığını dile getirdi. Yunanistan’ın savunma harcamalarını artırmasına rağmen, dışa bağımlı olması, ekonomik kırılganlıklar, yaşlanan nüfus, sınırlı sanayi tabanı ve yüksek kamu borcu gibi faktörlerin sürdürülebilirlik sorunu yarattığı belirtildi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ise demografik, ekonomik ve askeri ölçekte sınırlı bir aktör olduğu ve güvenlik kapasitesinin dış desteğe bağımlı olduğu vurgulandı.
Bu tablo karşısında Türkiye’nin konumunun farklı bir düzlemde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Avşar, Türkiye’nin askeri kapasitesinin sahip olduğu platformlar, yerli savunma sanayii, entegre sistem mimarisi ve sahada edinilmiş operasyonel deneyimden beslendiğini ve bunun klasik anlamda platform bazlı üstünlük arayışlarının ötesine geçen bir sistemik avantaj ürettiğini ifade etti. Yunanistan’ın modernizasyon hamlelerinin taktik iyileşmeler sağlayabileceğini ancak uzun vadeli stratejik dengeyi kökten değiştirecek bir dönüşüm anlamına gelmediğini savundu.
Stratejik Yanılgılar ve İşbirliği Potansiyeli
Yazının devamında, Yunanistan’ın temel stratejik yaklaşımının önemli bir yanılgı içerdiği belirtildi. Türkiye ile yaşanan bölgesel sorunların Avrupa veya küresel güçler üzerinden çözülebileceği varsayımının, mevcut uluslararası sistemin gerçekleriyle örtüşmediği vurgulandı. ABD ve Avrupa açısından Türkiye’nin dışlanabilecek bir aktör değil, aksine dengelenmesi ve sistem içinde tutulması gereken kritik bir ülke olduğu ifade edildi. Avrupa Birliği’nin ortak ve tutarlı bir dış politika üretmekte zorlandığı dikkate alındığında, Yunanistan’ın beklentilerinin kurumsal karşılık bulmasının daha da güçleştiği belirtildi.
Fransa’nın bölgeye yönelik ilgisinin yapısal bir stratejik bağlılıktan çok, belirli fırsat pencerelerine dayanan esnek bir angajman niteliği taşıdığına işaret eden Avşar, Doğu Akdeniz’in ekonomi-politiğinin de bu stratejinin sınırlarını açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Türkiye’yi dışlayan enerji projelerinin ekonomik rasyonalite açısından ciddi sorunlar barındırdığı ve çoğu durumda sürdürülebilirlikten uzaklaştığı, bu nedenle mevcut yaklaşımın ekonomik gerçeklerden ziyade jeopolitik tercihlerle şekillenmiş göründüğü ifade edildi.
Sonuç olarak, Yunanistan’ın Fransa ile geliştirdiği askeri yakınlaşmanın, güvenliği artırmak yerine Türkiye ile karşılıklı silahlanma dinamiklerini tetiklediği ve bölgesel gerilimi yükselttiği vurgulandı. Dış aktörlere dayalı güvenlik arayışının paradoksal biçimde güvenliği azaltabileceği gösterilirken, rasyonel bir stratejik yaklaşımın Türkiye ile rekabet yerine işbirliği alanlarını genişletmeyi gerektirdiği belirtildi. Enerji projelerinde ortaklık, deniz yetki alanlarında teknik müzakere ve güven artırıcı askeri önlemlerin bu çerçevede temel unsurlar olabileceği ve bu tür bir yaklaşımın hem ekonomik hem güvenlik açısından daha düşük maliyetli ve daha sürdürülebilir sonuçlar üretebileceği ifade edildi. Mevcut stratejinin derinlikli analiz edildiğinde kapasite sınırlamaları, jeopolitik uyumsuzluklar ve demografik, askeri ve ekonomik gerçeklerle çelişen yönleri nedeniyle kırılgan bir yapı sergilediği, gerçek bir güç dengesi kurmaktan ziyade algısal bir güvenlik üretimi sağladığı, buna karşılık Türkiye ile geliştirilecek daha dengeli ve rasyonel ilişkilerin bölgesel istikrar ve ekonomik verimlilik açısından çok daha sağlam bir zemin sunduğu sonucuna varıldı.

