Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, ‘İncel meselesi inceldiği yerden kopsun mu?’ başlıklı köşe yazısında, günümüz dünyasında artan dijital bağlantılılığa rağmen yaşanan yalnızlaşma ve bunun toplumsal etkileri üzerine önemli tespitlerde bulundu. Avşar, teknolojinin insanları birbirine teknik olarak daha fazla bağladığını ancak psikolojik, duygusal ve toplumsal yalnızlaşmayı derinleştirdiğini belirtti.
Dijitalleşme ve Yalnızlaşma Sarmalı
Prof. Dr. Avşar, dijital ağların gezegeni sararken insan ilişkilerinin çözülmekte olduğunu vurguladı. Sosyal medyanın bireylere görünürlük sağladığını ancak aidiyet duygusunu zayıflattığını ifade eden Avşar, iletişim araçları arttıkça gerçek iletişimin azaldığına dikkat çekti. Özellikle genç kuşaklarda gözlenen bu derin yabancılaşmanın, bireysel bir psikoloji sorunu olmaktan öte, toplumsal düzeni, siyasal istikrarı ve kültürel sürekliliği etkileyen yapısal bir medeniyet problemi haline geldiğini söyledi.
‘Incel’ Fenomeni: Modern Toplumun Kırılma Noktası
Dünya literatüründe son yıllarda sıkça tartışılan ve çeşitli olaylarla gündeme gelen ‘Incel’ (istemsiz bekâr) fenomeni, bu kırılmanın en uç ve rahatsız edici semptomlarından biri olarak ele alındı. Başlangıçta romantik ilişki kuramayan bireylerin deneyimlerini paylaşma amacı güden bu kavramın, zamanla dijital platformlarda kadın düşmanlığı, nihilizm, öfke, toplumsal nefret ve şiddet eğilimleriyle ilişkilendirilen radikal bir alt kültüre dönüştüğü belirtildi. Ancak Avşar, bu olguyu yalnızca ‘kadın düşmanı internet grupları’ olarak görmenin büyük bir indirgemecilik olacağını, asıl meselenin modern toplumun derin sosyolojik ve psikolojik krizlerinin yoğunlaşmış bir tezahürü olduğunu savundu.
Erkek Kimliğinin Dönüşümü ve Anlam Kaybı
Prof. Dr. Avşar, günümüz genç erkeklerinin tarihsel olarak benzersiz bir kimlik boşluğu içinde büyüdüğünü dile getirdi. Geleneksel toplumlarda kimliğin aile, mahalle, meslek gibi aidiyetlerle şekillendiğini, modern toplumun ise bireyi yalnızlaştırarak kimliğini kendi başına kurma zorunluluğu getirdiğini belirtti. Bu durumun, özellikle erkek kimliğini ciddi şekilde etkilediğini, sanayi toplumunun klasik erkek modelinin post-endüstriyel toplumla birlikte aşındığını ve birçok genç erkeğin kendisini neye göre değerli hissedeceğini bilemediğini ifade etti. Başarı kriterlerinin yükselmesi, ekonomik eşitsizlik ve dijital rekabetin, genç erkeklerde yoğun bir yetersizlik hissine yol açtığını söyledi.
Dijital Kültürün Psikolojik Etkileri ve Radikalleşme
Sosyal medyanın sadece bir iletişim aracı olmadığını, gerçekliği algılama biçimini dönüştüren devasa bir psikolojik mimari olduğunu vurgulayan Avşar, algoritmaların insanın en ilkel duygularını sömürdüğünü anlattı. Öfke, kıskançlık, korku gibi duyguların dikkat ürettiğini ve bu dikkatin dijital ekonominin sermayesi haline geldiğini belirtti. İnsanların kendi eksiklikleriyle yüzleştiği bir psikolojik arenaya sürüklendiğini, ekranlarda sürekli olarak daha ‘kusursuz’ hayatların üretildiğini ve insanların kendi hayatlarını gerçeklikle değil, algoritmik vitrinlerle kıyaslamaya başladığını ifade etti. Bu durumun, özellikle genç erkeklerde romantik ilişki deneyimsizliği, sosyal beceri eksikliği ve ekonomik başarısızlık duygusuyla birleşerek kolektif bir öfkeye dönüşebildiğini söyledi. İnternetin anonim yapısının, bireyin normalde ifade etmeyeceği düşünceleri radikalleştirmesine imkân tanıdığını ve yalnızlığın zamanla ideolojik bir kimlik haline geldiğini, bunun da ‘dijital radikalleşme’yi ürettiğini belirtti.
Temel Sorun: Anlam Kaybı ve Ontolojik Boşluk
Prof. Dr. Avşar, bu olguların temelinde cinsellikten ziyade ‘anlam kaybı’nın bulunduğunu savundu. Modern insanın romantik ilişki eksikliğiyle birlikte ontolojik bir boşluk yaşadığını, hayatın amacı, bireyin değeri, toplumsal rolü ve geleceğe dair umudunun belirsizleştiğini ifade etti. Başarısızlık hissinin bireylerde kendinden nefret etmeye yol açabildiğini, sosyal reddedilme deneyimlerinin radikal ideolojilere yatkınlığı artırabildiğini söyledi. Ekonomik güvencesizlik, barınma krizi, işsizlik ve gelir eşitsizliğinin de genç erkeklerde ciddi bir statü kaybı hissine neden olduğunu belirtti.
Toplumsal Çözümler ve Gelecek Perspektifi
Eğitim sistemlerinin akademik bilgiye odaklanıp duygusal dayanıklılık, ilişki kurma becerisi ve dijital farkındalık gibi konularda yetersiz kaldığını belirten Avşar, aile yapılarının parçalanması ve yerini dolduracak yeni toplumsal dayanışma biçimlerinin geliştirilememesi gibi sorunlara işaret etti. Gençlerin ekranlarla büyümesi ve gerçek topluluk deneyimlerinden uzaklaşmasıyla, spor kulüpleri, kültürel merkezler gibi alanların zayıfladığını söyledi. Bu durumun, dijital toplulukları modern insanın yeni kabilelerine dönüştürdüğünü ancak bu kabilelerin çoğu zaman ortak öfke üreterek iyileştirici değil, yıkıcı bir aidiyet hissi yarattığını ifade etti. Yapay zekâ, sanal gerçeklik ve algoritmik kişiselleştirme teknolojilerinin bu etkileri daha da derinleştireceği uyarısında bulunan Avşar, toplumların bu dönüşüme hazırlıklı olmaması halinde yalnızlık salgınının geleceğin en büyük halk sağlığı ve güvenlik krizlerinden biri haline gelebileceğini belirtti. İnsanın görülmek, değerli hissetmek, bağ kurmak ve anlamlı bir hayat yaşamak istediğini, bu ihtiyaçlar karşılanmadığında teknolojik ilerlemenin toplumsal çürümeyi engelleyemeyeceğini vurguladı. ‘Incel’ gibi hareketlerin, modern medeniyetin insan üretme biçimini sorgulamak gerektiğini gösteren sert kırıklar olduğunu belirterek, insanın yalnızlaştığı bir dünyada toplumların teknik olarak gelişebileceğini ancak kültürel olarak çökmeye başlayabileceğini söyledi.

