Prof. Dr. Zakir Avşar: CHP’deki Kriz Sadece Kurultay Değil, Yapısal Bir Çözülme
  1. Anasayfa
  2. Yerel

Prof. Dr. Zakir Avşar: CHP’deki Kriz Sadece Kurultay Değil, Yapısal Bir Çözülme

Izopoint - Yalıtım ve Yapı Kimyasalları

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) mevcut krizi değerlendiren dikkat çekici bir köşe yazısı kaleme aldı. Avşar’a göre, partide yaşananlar yüzeysel bir kurultay ve liderlik tartışmasının ötesinde, çok daha derin yapısal sorunlara işaret ediyor.

Parti İçi Krizin Derin Kökleri

Prof. Dr. Avşar, CHP’deki krizin sadece genel başkan değişimi, kurultay iptali veya parti içi rekabetle sınırlı olmadığını vurguluyor. Bu durumun siyasal meşruiyet, örgütsel ahlak, kamusal kaynakların kullanımı, parti içi güç ilişkileri ve muhalefetin dönüşümü gibi birçok başlığın iç içe geçtiği kapsamlı bir kriz alanı yarattığını belirtiyor. Yaşananların, aynı anda hem kurumsal hem etik hem de sosyolojik bir çözülme tartışmasını beraberinde getirdiğini ifade ediyor.

Kurultay Sürecinde İddialar ve Hukuki Boyut

Krizin merkezinde yer alan temel iddia, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sürecinde delegelerin iradesinin çeşitli maddi imkanlar ve çıkar ilişkileri üzerinden şekillendirildiği yönünde. Bazı delegelere para, telefon, tablet, konut, yakınlarını belediyelerde işe yerleştirme gibi vaatlerde bulunulduğu ve bu durumun kurultay sonucunu etkilediği iddiaları nedeniyle ‘mutlak butlan’ kararı çıktığı belirtiliyor. Bu çıkar ilişkilerinin belediyeler ve kamusal imkanlar üzerinden örgütlenen bir siyasal ağ üzerinden sunulması, tartışmanın merkezine ‘kongre hukuku’ yerine doğrudan ‘siyasal yozlaşma’ meselesini taşıyor.

Siyasal Yozlaşma ve Ahlaki Sınırlar

Avşar, CHP’nin uzun yıllar boyunca kendisini kamusal etik, kurumsallık, hukuk devleti ve liyakat söylemlerinin taşıyıcısı olarak konumlandırdığını hatırlatıyor. Ancak kamu kaynaklarının iç iktidar mücadelesinde kullanılması, siyasal sadakat ağları oluşturulması, kamunun siyasal güç üretiminde araçsallaştırılması, nepotizm ve kişisel ahlaki zafiyetler gibi unsurların parti içindeki kavganın temelini oluşturduğunu dile getiriyor. Bu nedenle CHP’deki ayrışmayı sadece ‘eski kadrolar ile yeni kadrolar arasındaki mücadele’ olarak okumanın yetersiz olduğunu, asıl kırılmanın siyasetin hangi ahlaki sınırlar içerisinde yürütüleceğine ilişkin bir anlaşmazlık olduğunu savunuyor.

Belediyelerin Rolü ve Patronaj İlişkileri

Parti içindeki önemli bir kesimin, son yıllarda özellikle büyükşehir belediyeleri üzerinden oluşan ekonomik ve idari gücün örgütsel dengeyi bozduğu düşüncesinde olduğu belirtiliyor. Belediyelerin yerel hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkıp parti içi nüfuz ve sadakat üretim mekanizmalarına dönüşmesinin rahatsızlıkları artırdığı ifade ediliyor. Siyaset sosyolojisi açısından bu durumun şaşırtıcı olmadığını belirten Avşar, parti örgütleri büyüdükçe ve özellikle yerel yönetimler üzerinden ciddi ekonomik kaynaklara erişmeye başladıkça, ideolojik sadakatlerin yerini zamanla patronaj ilişkilerinin alabileceğini, CHP’de de özellikle İmamoğlu ile birlikte bu durumun ortaya çıktığını vurguluyor. Patronajın, siyasal desteğin maddi imkanlar karşılığında örgütlenmesi olduğunu ve bu tür yapılarda siyasal rekabetin fikirler arasında değil, kaynak dağıtım kapasitesi arasında gerçekleştiğini ekliyor.

Meşruiyet Tartışması ve ‘Arınma’ Süreci

Avşar’a göre, CHP’de yaşanan yarılmanın, kırılmanın ve sertleşmenin temel nedeni siyasi rekabet değil, meşruiyet tartışmasıdır. Kılıçdaroğlu’nun partisi ve partilileri için kullandığı “arınma” sözcüğünün önemine dikkat çekiyor. Özel-İmamoğlu ikilisinin ve şürekasının “siyasal başarı” için etik sınırları aştığını ve partiyi bir çıkar ve suç ağına dönüştürdüğünü düşünen Kılıçdaroğlu’nun, Özel-İmamoğlu’nun elinde kalan tek argümanın ise “değişim sürecini durdurmaya çalışan eski güç odaklarının siyasi hamlesi” olduğunu belirtiyor. Bu noktada mutlak butlan ile partisine genel başkan olarak dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun pozisyonunun önemine değinen Avşar, onu partiyi ayakta tutmuş bir lider olarak görenler olduğu gibi, seçim kaybetme psikolojisiyle hareket eden ve değişimi geciktiren biri olarak eleştirenlerin de bulunduğunu ifade ediyor.

Özgür Özel Liderliği ve Eleştiriler

Özgür Özel’in liderliğinin de benzer biçimde ikili bir karakter taşıdığını belirten Avşar, Özel’in değişim talebinin temsilcisi olarak yükseldiğini ancak onun liderliğinin de parti içerisindeki yeni güç merkezlerinin belediye imkanlarıyla fazla iç içe geçtiği, yolsuzluk ve yozlaşmanın zirve yaptığı yönündeki eleştirilerin odağı haline geldiğini dile getiriyor. Özel yönetimi bir taraftan “yenilenme”yi temsil ederken, diğer taraftan “örgütsel pragmatizmin etik sınırları aştığı” yönündeki suçlamalarla karşı karşıya kaldığını ekliyor.

Hukuki Süreçlerin Siyasallaşması

Tartışmanın hukuki boyutunun önemine de değinen Avşar, hukuki süreçlerin sertleşmesinin temel nedeninin iddiaların niteliği olduğunu vurguluyor. Eğer mesele teknik usul hatalarıyla sınırlı olsaydı kamuoyunda bu ölçekte bir meşruiyet tartışması oluşmayacağını belirtiyor. İddialar ve mahkeme kararının doğrudan irade fesadı ve kamusal kaynaklarla siyasal sonuç üretimi üzerine kurulduğu için, meselenin hukuki olmanın ötesinde siyasal-ahlaki bir kriz niteliği kazandığını ifade ediyor.

Muhalefetin Dönüşümü ve Yapısal Sorunlar

Bu sürecin ana muhalefetin yapısal sorunlarını da görünür hale getirdiğini belirten Avşar, muhalefet partilerinin iktidara yaklaştıkça ideolojik hareketlerden çok yönetim organizasyonlarına dönüştüğünü, bu dönüşüm sırasında ekonomik kaynaklar, belediyeler ve bürokratik ilişkilerin parti içi siyaseti yeniden şekillendirmeye başladığını söylüyor. CHP’nin uzun yıllar boyunca muhalefetin sınırlı imkanlarıyla hareket eden bir yapıdan, büyükşehirleri yöneten ve ciddi kamusal kapasiteye erişen bir organizasyona dönüştüğünü ve bu büyümenin yeni bir siyasal sınıf, yeni çıkar ilişkileri ve yeni güç mücadeleleri ürettiğini ekliyor. Bu nedenle CHP’de yaşanan krizin bireysel aktörlerin çatışmasıyla sınırlı olmadığını, muhalefetin iktidar kapasitesi büyüdükçe nasıl dönüştüğüne dair daha geniş bir yapısal soruna işaret ettiğini savunuyor.

Sonuç: Siyasal Kültürün Ortak Davranış Kalıpları

Sonuç olarak Prof. Dr. Zakir Avşar, CHP’de yaşanan krizin kamusal etik, siyasal meşruiyet, örgütsel ahlak, patronaj ilişkileri, yerel yönetim gücünün parti içi siyasete etkisi ve muhalefetin dönüşümü gibi çok katmanlı meselelerin birleşiminden oluştuğunu belirtiyor. Sürecin bu kadar sert ve yıkıcı hale gelmesinin nedeninin de tam olarak bu olduğunu, çünkü burada tartışılan şeyin yalnızca “kim yönetecek?” sorusu olmadığını, asıl meselenin “hangi yöntemle, hangi meşruiyetle ve hangi ahlaki sınırlar içerisinde yönetilecek?” sorusu olduğunu vurguluyor. Bundan sonra CHP’nin önündeki gerçek sınavın da bu soruya vereceği cevap olacağını ifade ediyor.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _rendim
    İğrendim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm
  • 0
    _ok_k_zd_m
    Çok Kızdım

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir