Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı köşe yazısında, hukukun ve ahlakın çizdiği sınırların aşındığı bir dönemde siyasi partilerin etik sorumluluklarını ve toplumsal güven üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Avşar, özellikle CHP’yi hedef alarak, partinin son dönemde yoğunlaşan yolsuzluk, ahlaki yozlaşma ve etik ihlal iddialarına karşı sergilediği kurumsal tepkilerin yetersizliğini ve bunun yol açtığı güvensizliği eleştirdi.
Siyasi rekabetin doğası gereği sert olabileceğini ancak bunun hukuki ve ahlaki ölçütlerin esnetilmesine gerekçe olamayacağını belirten Avşar, CHP etrafında dönen tartışmaların, parti tabanında dahi huzursuzluk yarattığını vurguladı. Olayların tekil boyutlarından ziyade, kurumsal tepkilerin niteliğinin önemine dikkat çeken Avşar, kriz anlarında kurumların karakterinin belirginleştiğini ve sergilenen tavrın, anlatılan hikayelerden daha kalıcı izler bıraktığını ifade etti.
Avşar, iddialar karşısında geliştirilen reflekslerin siyasal aklın derinliğini ele verdiğini belirterek, meseleyi siyasallaştırma, görmezden gelme, eleştiriyi reddetme veya gündem değiştirme gibi kısa vadeli çözümlerin inandırıcılığı aşındırdığını ve daha geniş bir güven kaybına yol açtığını söyledi. Günümüz seçmeninin sadece söylenenlere değil, yapılanlara ve yapılma biçimine de baktığını, şeffaflık, hesap verebilirlik ve adil süreçlerin siyasal meşruiyetin temel belirleyicileri haline geldiğini vurguladı.
Kurumsal İtibar ve Hesap Verebilirlik
Kurumsal itibarın kapalı kapılar ardında korunmasının mümkün olmadığını dile getiren Avşar, hesap verebilirliğin hukuki sorumlulukla sınırlı kalmayan, ahlaki yükümlülükler taşıyan çok katmanlı bir kavram olduğunu belirtti. Bu yükümlülüğün yerine getirilmediği takdirde, kurumsal güvenin çözülmesi gibi daha büyük sorunların doğduğunu ifade etti. Siyaset dilinin niteliğinin de bu çözülmenin hızını belirlediğini, sürekli savunma ve karşı saldırı üzerine kurulu bir söylemin zamanla gerçeklikten koptuğunu ve geniş kitlelerde yorgunluk yarattığını söyledi.
Liyakat ve Şeffaflık Vurgusu
Avşar, siyasetin itibarı için sloganların ötesine geçen, tutarlılık sergileyen ve öz eleştiri yapabilen bir duruşun önemine işaret etti. CHP’nin skandallar karşısında ölçüyü, endazeyi kaybedip gerçeklikten koptuğunu, yalan, iftira ve sözel şiddete başvurduğunu belirterek, bu tür olayların hukuki ve ahlaki bağlamından çıkarılıp siyasal rekabet içerisinde izaha çalışılmasının güneşi balçıkla sıvamaya benzediğini söyledi. Siyasette kadro politikalarının ve “bizden” yaklaşımının, liyakat ilkesinin zayıflamasına ve etik zafiyetlerin artmasına neden olduğunu vurguladı. Şeffaf ve objektif kriterlere dayanmayan sistemlerin tekrar eden krizlerin zeminini hazırladığını belirtti.
Eleştiriye Açıklık ve Çürüme
Eleştiriye yaklaşım biçiminin kurumsal olgunluğun göstergelerinden biri olduğunu ifade eden Avşar, eleştiriyi bir tehdit olarak görmenin öğrenme kapasitesini zayıflattığını, oysa eleştirilerin doğru değerlendirildiğinde yapısal sorunların tespitine ve giderilmesine imkân tanıdığını söyledi. CHP’nin kendi içinden gelen samimi eleştirileri ihraçla bastırma çabasının, çürüme ve yok olma hızını artırdığını ve esas çürüme kaynaklarını içermeyen ihraçların felaket olduğunu belirtti. Bir il belediye başkanının pavyon işletmesi ve çalışanlarını belediyede sigortalı göstermesi gibi yolsuzluk iddialarına ve bir başka il başkanının burs/kurban parası gibi hassas alanları suiistimal etmesine rağmen partinin sessiz kaldığını örnek gösterdi.
Güven Kırılganlığı ve Sistemik Etkiler
Bu türden yolsuzluk ve yozlaşmaların başka partilerde örtbas edilmediğini, AK Parti ve MHP’nin en küçük bir emarede yollarını ayırdığını belirten Avşar, CHP’nin bu konularda diğer partiler gibi sağlıklı olanı tercih etmediği için eleştirilerin buradan yöneldiğini ifade etti. Toplumun siyaset kurumuna yönelik güveninin kırılgan bir dengede olduğunu, bu dengenin sarsılmasının tüm sistem üzerinde hissedileceğini, katılım düzeyinin düşeceğini ve demokratik meşruiyetin tartışmalı hale geleceğini vurguladı. Etik standartların korunmasının, imaj meselesinin ötesinde sistemin sürdürülebilirliğiyle ilgili bir zorunluluk olduğunu belirtti.
Avşar, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu siyaset anlayışının yüksek standartlar tesis etmeye odaklanması gerektiğini, şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat ve hukuka bağlılığın bu anlayışın temel sütunları olduğunu sözlerine ekledi. Bu sütunlar zayıfladığında, siyasal rekabetin daha yıpratıcı bir hal aldığını ve güçlü bir demokrasinin ancak güçlü ve temiz bir siyasal zeminle mümkün olacağını ifade etti.

