Ankara, 7-8 Temmuz tarihlerinde ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi öncesinde, İttifak’ın geleceğine dair önemli tartışmalara sahne oluyor. Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci kez seçilmesi sonrası olası bir ABD çekilmesinin NATO üzerindeki etkilerini ve hukuki-stratejik boyutlarını kaleme aldı. Trump’ın NATO’dan beklentilerini tam olarak alamaması, bu tartışmaları daha da alevlendirdi.
ABD’nin NATO’dan Çekilme İhtimali ve Hukuki Süreç
Prof. Dr. Avşar’a göre, ABD’nin NATO’dan çekilip çekilemeyeceği ve bunun nasıl gerçekleşebileceği sorusu, meselenin temelini oluşturuyor. Washington Antlaşması’nın 13. maddesi, üye devletlere çekilme hakkı tanıyor. Teknik olarak süreç, ABD hükümetine yapılacak yazılı bir bildirim ve bir yıllık bekleme süresini içeriyor. Ancak çekilme kararının ABD iç hukukunda nasıl alınacağı konusu, anayasal düzenlemelerle sınırlı.
Amerikan anayasasında uluslararası antlaşmalardan çekilme konusunda net bir hüküm bulunmaması, yürütme ve yasama organları arasında tarihsel bir gri alan yaratmıştır. Ancak son düzenlemelerle, başkanın NATO’dan tek taraflı çekilmesi zorlaştırılmıştır. ABD başkanının NATO’dan çekilebilmesi için artık Senato’nun üçte iki çoğunluğunun onayını alması veya Kongre’nin her iki kanadından geçecek özel bir yasaya dayanması gerekmektedir. Bu durum, ABD’nin NATO’dan formel olarak çekilmesini hukuken mümkün kılsa da, siyaseten oldukça zorlu bir hale getirmektedir.
Formel Çekilme Yerine ‘İşlevsel Aşınma’ Senaryosu
Prof. Dr. Avşar, ABD’nin NATO’dan resmen ayrılmasından ziyade, ittifak içindeki angajmanını azaltarak ‘işlevsel aşınma’ yaratmasının daha gerçekçi bir senaryo olduğunu belirtiyor. Savunma bütçesinin tahsisinde kısıtlamalar, askeri konuşlanmaların azaltılması ve ortak tatbikatların sınırlandırılması gibi adımlar, Kongre’nin açık onayı olmadan da ABD başkanı tarafından atılabilir. Bu tür adımlar, NATO’nun caydırıcılığını doğrudan etkileyebilir.
Avrupa Güvenlik Mimarisinde Dönüşüm ve Türkiye’nin Rolü
ABD’nin NATO’daki rolünün azalması, Avrupa güvenlik mimarisinde önemli bir dönüşüm baskısı yaratacaktır. AB’nin stratejik özerklik ve ortak savunma kapasitesi oluşturma çabaları hızlanabilir. Ancak Avrupa’nın, ABD’nin sağladığı nükleer caydırıcılık, stratejik nakliye ve ileri teknoloji kapasitesini kısa vadede ikame etmesi zor görünüyor. Bu durum, Avrupa’yı daha derin bir askeri entegrasyona veya ABD ile daha gevşek, ikili anlaşmalara dayalı bir güvenlik ilişkisine yöneltebilir.
Türkiye açısından bu durum, stratejik önemini artırırken aynı zamanda daha karmaşık bir denge politikası gerektirecektir. ABD’nin güvenlik garantilerinin zayıflaması, Türkiye’nin kendi caydırıcılık kapasitesine yatırım yapmasını ve Rusya ile ilişkilerde daha hassas bir denge politikası izlemesini zorunlu kılacaktır.
Sonuç: Yapısal Dönüşüm Kaçınılmaz
Prof. Dr. Avşar’a göre, NATO’nun yakın vadede ABD’nin çekilmesiyle dağılması beklenmemelidir. Ancak ittifakın yapısal bir dönüşümden geçmesi kaçınılmazdır. ABD’nin formel çekilmesi düşük olasılıklı olsa da, angajmanını azaltması daha olasıdır. Bu durum, NATO’yu daha gevşek, daha az merkezi ve daha az öngörülebilir bir güvenlik düzenine dönüştürecektir. Bu yeni düzen, Türkiye gibi orta büyüklükteki bölgesel güçler için hem manevra alanı hem de belirsizlikler barındıracaktır.

