SESA Enstitüsü Direktörü ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Veysel Ayhan, Körfez’deki İran-BAE gerilimine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Ayhan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası Tahran yönetiminin, Basra Körfezi’nde Körfez ülkelerini hedef alan geniş çaplı bir askeri stratejiye yöneldiğini belirtti. 28 Şubat-26 Mart tarihleri arasında Körfez ülkelerine yönelik 5.000’i aşkın saldırı gerçekleştirildiğini ve bunların önemli bir kısmının Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yapıldığını vurguladı. İran’ın bu saldırılarda balistik füzeler, İHA’lar ve seyir füzeleri kullandığına dikkat çeken Ayhan, saldırıların sadece askeri hedeflerle sınırlı kalmayıp enerji altyapılarını, limanları ve lojistik merkezleri de hedef aldığını ifade etti.
Bu durumun BAE’nin söyleminde sertleşmeye yol açtığını belirten Ayhan, İran’ın ise başlangıçta ABD askeri varlığını cezalandırma stratejisi güttüğünü, ancak son dönemde BAE’yi ABD ile birlikte İran’a yönelik olası bir kara harekatını desteklemekle suçlamaya başladığını aktardı. Gelinen noktada, İran ile BAE arasındaki gerilimin doğrudan bir çatışmaya evrilme riskinin arttığını vurgulayan Ayhan, bu durumun Basra Körfezi’nde daha geniş ölçekli bir savaşın zeminini hazırladığını söyledi.
Hürmüz Boğazı ve Enerji Güvenliği Tartışması
Prof. Dr. Veysel Ayhan, BAE yetkililerinin açıklamalarına atıfta bulunarak, Hürmüz Boğazı üzerindeki İran tehdidine karşı sert eleştiriler ve askeri müdahale çağrıları olduğunu belirtti. Bu bağlamda, olası bir kara operasyonunda öncelikli hedefin ne olacağı sorusunu gündeme getirdi: İran’ın petrol ihracatının merkezi konumundaki Kharg Adası mı, yoksa Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini doğrudan etkileyen ve BAE’nin egemenlik iddiasında bulunduğu stratejik adalar mı?
Kharg Adası: İran’ın Ekonomik Zafiyet Noktası
Kharg Adası’nın, İran’ın ham petrol ihracatının büyük bölümünün gerçekleştiği, geniş depolama tankları ve tanker yükleme terminalleriyle donatılmış bir enerji merkezi olduğunu belirten Ayhan, adanın hedef alınması durumunda İran’ın petrol gelirlerinin doğrudan kesintiye uğrayabileceğini ifade etti. Bu durumun, İran’ın ekonomik zafiyetini artıracak kritik bir nokta olduğunu vurguladı.
Hürmüz Hattındaki Adalar: Stratejik ve Askeri Önem
Diğer bir olasılık olarak Hürmüz Boğazı’nın askeri kontrolünü ve deniz trafiğinin güvenliğini ele alan Ayhan, Qeshm ve Larak adalarının İran’a lojistik ve askeri konuşlanma imkanı sunduğunu belirtti. BAE’nin egemenlik iddiasında bulunduğu Abu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarının ise İran’ın füze, radar ve deniz unsurlarını konuşlandırdığı ileri askeri yığınak noktaları olarak değerlendirildiğini söyledi. Bu adaların, sadece askeri kontrolü değil, aynı zamanda “deniz inkârı” kapasitesini de güçlendirdiğini ekledi.
Egemenlik İhtilafı ve Potansiyel Çatışma Alanları
Prof. Dr. Ayhan, Abu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarının, İran ile BAE arasında çözülememiş bir egemenlik ihtilafının odağında yer aldığını hatırlattı. Bu adaların 1971’den beri fiilen İran yönetiminde olmasına rağmen BAE’nin tarihsel haklarına dayanarak egemenlik iddiasını sürdürdüğünü belirtti. Bu nedenle, söz konusu adaların hem bir egemenlik meselesi hem de gelecekteki olası bir askeri müdahalenin potansiyel hedefleri arasında yer aldığını vurguladı. Sonuç olarak, olası bir askeri müdahalede hedefin, operasyonun amacına bağlı olarak Kharg Adası (ekonomik zafiyet) veya Hürmüz hattındaki stratejik adalar (askeri ve jeostratejik kontrol) arasında farklılaşacağını öngördü.

