Rizeli deneyimli gazeteci Osman Yazıcı, meslek hayatının 45. yılında ‘Helalleşme’ başlığıyla dikkat çekici bir öz eleştiri ve öze dönüş yazısı kaleme aldı. Usta gazeteci Uğur Dündar’ın helalleşme geleneğinden ilham aldığını belirten Yazıcı, hayatın zorlukları ve mücadelesi üzerine samimi değerlendirmelerde bulundu.
Zorlu Bir Köyden Bürokrasinin Zirvesine
Karadeniz Bölgesi’nin unutulmuş bir köyünde, devlet imkanlarından uzak bir ortamda doğup büyüdüğünü anlatan Yazıcı, okumak ve daha iyi bir hayat kurmak için rakiplerinden on kat daha fazla çalıştığını ifade etti. Okuma yazma bilmeyen bir aileden geldiğini, lise sona kadar çobanlık ve inşaatlarda çalışarak hem okuyup hem de hayat mücadelesi verdiğini dile getirdi. Mısır ekmeğinin temel gıda maddesi olduğu, beyaz fırın ekmeğinin ise en büyük lüks sayıldığı günlerden, bürokraside Başbakan Başmüşavirliği ve Genel Müdürlük gibi üst düzey makamlara gelene kadar uzun bir yol kat ettiğini vurguladı. Bu başarıların ‘altın tepsiyle sunulmadığını’, aksine ‘dikenli yollarda’ yürüyerek kazanıldığını belirtti.
Yazıcı, ilkokulu tek öğretmenli ve tüm sınıfların bir arada olduğu bir okulda tamamladığını, ortaokula büyüklerinin eski kıyafetleriyle başladığını anlattı. Köyden ilçeye ilk kez bir çay kamyonunun kasasında gittiğini, ortaokul süresince tek göz bir odada kaldığını ve annesinin sırtında odun taşıyarak gönderdiği paralarla okuduğunu duygusal bir dille aktardı. ‘Oğlum okuyup adam olacak’ diyen annesinin bu hayali ve sorumluluk duygusuyla hayata daha sıkı sarıldığını ifade etti.
Akademik ve Profesyonel Kariyerin Zorlu Yılları
Trabzon’a Veli Teknik Lisesi’ni okumak için gittiğinde hiçbir tanıdığı olmadığını, okul kaydı sırasında tanımadığı birini ikna ederek ‘veli’ olarak okula götürdüğünü anlattı. Gazeteciliğe olan ilgisinin erken yaşlarda başladığını, bu nedenle İşletme Fakültesi’ni geç bitirdiğini, ancak 45 yaşında İşletme Yüksek Lisansını, 50 yaşında ise Siyasal İletişim Yüksek Lisansını tamamladığını kaydetti. Meslek hayatına Karadeniz Gazetesi’nde muhabir olarak başladığını, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Başyazar olarak ayrıldığını, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti yönetiminde bulunduğunu belirtti.
Ankara yıllarında Flaş TV’de muhabirlik, Parlamento Dergisi’nde editörlük, milletvekili danışmanlığı, ANAP yayın yönetmenliği ve parti danışmanlığı gibi görevlerde bulunduğunu hatırlatan Yazıcı, iki Başbakana ve sekiz bakana danışmanlık yaptığını, TRT, Anadolu Ajansı, Basın-Yayın ve Özelleştirme gibi alanlarda Başdanışmanlık görevlerini üstlendiğini aktardı. Anadolu Ajansı ve Tekel’de Genel Müdürlük yaptığını, ayrıca Tüpraş, THK, Denizcilik İşletmeleri, Et-Balık Kurumu, İGSAŞ, Tekel ve TEKA Puro gibi birçok kurumda Yönetim Kurulu üyeliği yaptığını ekledi. Bilgisini genç nesillere aktarmak amacıyla 2009 yılından beri çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak ders verdiğini de sözlerine ekledi.
Vicdan Rahatlığı ve Samimi Bir Özür
45 yıllık gazetecilik hayatında binlerce habere imza attığını, hiçbir gücün önünde eğilmediğini, kalemini asla satmadığını vurgulayan Yazıcı, bürokrasideki görevlerinde de aynı hassasiyeti göstererek devletin her kuruşunu koruduğunu belirtti. Yurt içinde sayısız ödül kazandığını, toplumun gerçekleri öğrenme hakkı için çalıştığını ve evrensel meslek ilkelerine bağlı kaldığını söyledi. Kişisel husumet peşinde koşmadığını ve kamu yararı olmadıkça kimsenin özel hayatına girmediğini ifade etti. Mesleğine aşık olduğunu ve gücü yettiğince yazmaya devam edeceğini belirten Yazıcı, vicdanen ‘duvara bir yatak resmi çizip, karşısına geçerek mışıl mışıl uyuyacak kadar rahat’ olduğunu dile getirdi.
İnsan olmanın getirdiği hatalar ve eksikler olabileceğini kabul eden Yazıcı, farkında olmadan üzdüğü veya kalbini kırdığı herkesten tüm samimiyetiyle özür diledi. ‘Keşke yapmasaydım’ dediği pek çok şey olduğunu, kendini bir yargıç hassasiyetiyle sürekli yargıladığını ve hatalarından ders çıkardığını söyledi. Geçmişi geri getiremeyeceğini ancak bilerek ve isteyerek kimseye kötülük veya haksızlık yapmadığını kalbini eline koyarak ifade etti. Kırılanların ve gücenenlerin bu yazıyı içten bir ‘helalleşme’ olarak kabul etmelerini dileyerek haklarını helal etmelerini istedi.

