Spor yazarı Ömer Gürsoy, Türk sporunun mevcut durumunu ve geleceğine dair önemli tespitlerde bulundu. Gürsoy, Türk sporunun önündeki temel meselenin yalnızca sportif başarı olmadığını, asıl zorluğun spor yönetiminin değişen dünyaya uyumu, kurumların vizyon üretme kapasitesi ve olimpik kültürün sürdürülebilirliği olduğunu vurguladı. Daha önceki yazılarında da altını çizdiği gibi, Türk sporunun artık fiziksel değil, zihinsel bir eşiği aşması gerektiğini belirtti. Bu eşiği aşacak olanların sadece sporcular değil, aynı zamanda vizyon sahibi yöneticiler olduğunu ifade etti.
Gürsoy, günümüzde tesis yapmanın, organizasyon düzenlemenin veya sporcu yetiştirmenin tek başına yeterli olmadığını, asıl ihtiyacın tüm paydaşları ortak bir hedef etrafında buluşturabilecek güçlü bir stratejik akıl olduğunu söyledi. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) ve Türkiye Milli Paralimpik Komitesi (TMPK) gibi kurumların sadece temsil eden yapılar olmaktan çıkıp, Türk sporuna yön veren aktörler haline gelmesi gerektiğini savundu. Aksi takdirde, yıllardır dile getirilen sorunların çözüm bulamayacağını belirtti.
Kurumsal Hafıza ve Liyakat Vurgusu
Türk sporunun yetişmiş insan kaynağı, uluslararası standartlarda tesisler ve önemli bir spor birikimine sahip olduğunu kaydeden Gürsoy, doğru yönetim modeli, ortak akıl kültürü ve uzun vadeli planlama olmadan bu potansiyelin zaman kaybına dönüşme riskini taşıdığını dile getirdi. Özellikle 2028 ve 2032 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları sürecinde, günü kurtaran yaklaşımlar yerine kurumsal hafızayı güçlendiren, liyakati önceleyen ve federasyonlarla uyum içinde hareket eden yeni bir anlayışa ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
4 Nisan’daki seçimle TMOK’da başlayan yeni dönemin, sadece bir yönetim değişikliği olmadığını, Prof. Dr. Veli Ozan Çakır’ın başkanlığa seçilmesiyle birlikte Türk spor yönetiminin geleceğine dair önemli mesajlar verdiğini ifade etti. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) tüm üye ülkelerde görmek istediği, federasyon temsilcilerinin yönetimlerde daha etkin yer alması yönündeki yaklaşımın, tüzük değişikliği tamamlanmadan uygulamaya geçirilmesinin dikkat çekici bir adım olduğunu söyledi. Bu durumun, TMOK’un daha kapsayıcı, katılımcı ve sporun tüm bileşenlerini içine alan bir yapıya dönüşmesi açısından önem taşıdığını vurguladı.
Ortak Akıl ve Tarihi Sorumluluk
Federasyonların TMOK yönetiminde daha aktif görev almasının, Türk sporunun ortak akıl üretme kapasitesini artırabileceğini belirten Gürsoy, Başkan Yardımcısı Bilge Donuk’un Fair Play Komisyonu toplantısında da bu konuya dikkat çektiğini hatırlattı. Olimpik hareketin geleceğinin, sadece birkaç yöneticinin değil, federasyonlardan spor insanlarına kadar geniş bir yapının birlikte üreteceği vizyonla şekilleneceğini ifade etti. Bu süreçte federasyon başkanları ve yöneticilerinin tarihi bir sorumluluk üstlendiğinin altını çizen Gürsoy, gelecekte federasyon temsilcilerinin sadece kendi branşlarının değil, Türk sporunun bütüncül yapısına katkı sunacak ortak vizyonun oluşması adına da önemli görevler üstleneceklerini söyledi.
TMOK’un, önümüzdeki süreçte sadece protokol üreten bir kurum olmaktan çıkıp, spor kültürünü geliştiren, federasyonlarla koordinasyon sağlayan, olimpik değerleri topluma yayan ve spor diplomasisini güçlendiren bir merkez haline gelmesinin, Türk sporu adına önemli bir kazanım olacağını ekledi.
Fair Play Komisyonu’nda Vefa ve Yeni Vizyon
TMOK’da yeni dönemle birlikte kurul ve komisyonlarda da yeni bir yapılanma süreci başladığını belirten Gürsoy, Fair Play Komisyonu’ndaki değişimi örnek gösterdi. Yıllarını bu komisyona adamış Remzi Yılmaz’ın başkanlığa getirilmesinin bir hakkın teslimi olduğunu, Fair Play denildiğinde akla gelen isimlerden Erdoğan Arıpınar’ın Onursal Başkanlığa getirilmesinin ise TMOK adına önemli bir vefa örneği olduğunu söyledi.
Gürsoy, kendi görevine Fair Play Komisyonu ile devam edeceğini belirterek, bu komisyonun geçmişten gelen tarihi misyonunu, Onursal Başkan Erdoğan Arıpınar’dan bayrağı devralan Remzi Yılmaz’ın yeni projeler ve yenilikçi yaklaşımlarla daha ileri taşıyacağına inandığını ifade etti. Fair play’in, sadece spor sahalarının değil, spor yönetiminin de temel karakterini belirleyen en önemli değerlerden biri olduğunu vurguladı.

