Eğitimci ve Türkolog Hayat Aras, kaleme aldığı ‘Orhun’dan Tuva’ya: Taştan Türküye, Yazıttan Ezgiye’ başlıklı yazısında, kültür, tarih ve dil arasındaki derin bağları inceleyerek köklerimize uzanan büyüleyici bir yolculuğa çıkıyor. Aras, çocukluğundan beri merakını diri tutan bu yolculukta, dilin ve kültürün doğuşuna dair temel soruları gündeme getiriyor: İlk söz hangi ihtiyaçtan doğdu? İlk Türkçe kelimeyi kim söyledi? İlk türkü kimin yüreğinden döküldü? Bu sorular, Aras’ı farklı coğrafyalardaki insanların türkülerinin neden birbirinden farklılaştığı sorusuna yöneltiyor.
Kültürün İzinde Bir Keşif Yolculuğu
Anadolu’dan Balkanlar’a, Azerbaycan’dan Kazak bozkırlarına, Tuva ve Altay yurtlarına uzanan ezgilerin farklılaşmasının ardındaki nedenleri araştıran Aras, cevaplardan çok soruların değerine vurgu yapıyor. Bu soruların peşinden giderken kendini tarihte, haritalarda ve özellikle yollarda bulan Aras, bir milletin hafızasını taşa kazınmış bir sözde, dile asılı bir anlatıda veya bir türküye sevdalı bir ruhta buluyor. Uzak coğrafyalara duyduğu ilgi, onu ‘Tuva’ya doğru bir keşfe itiyor.
Tuva’da Bir Uyanış: Elegeş Nehri Kıyısında Yankılanan Ezgiler
Tuva türküleriyle ilk kez tanıştığında tarif etmekte zorlandığı duygular yaşayan Aras, bu ezgilerin ve sözlerin derin etkisini anlatıyor. Acı, hüzün, hasret, özlem veya köksel bir hatırlayış mı? Bu soruların ortasında kendini Tuva’da, Elegeş Nehri’nin berrak sularının kenarında buluyor. Burada geçirdiği günler, ona emanet edilen atıyla bozkırda dolaşırken, yüksek sesle veya içinden Tuva türküleri mırıldanırken farklı bir dünyaya kapı aralıyor. Rüzgârın ve otların fısıltılarıyla birlikte, ‘Coğrafya kaderdir’ sözünün sadece insanlar için değil, türküler ve ezgiler için de geçerli olduğunu anlıyor. Bu toprakların kendine özgü türküler, sesler ve ezgiler yarattığını kavrıyor.
Orhun’dan Tuva’ya: Zamansız Bir Duygusal Bağ
Aras’ın en çarpıcı keşiflerinden biri, tarihleri birbirinden yüzyıllarca uzak olsa da aynı coğrafyanın insanlara benzer duygularla seslendiğini fark etmesi oluyor. Orhun Yazıtları’ndaki sözlerle Tuva’nın ünlü Kongurey türküsündeki dizeler arasında kurduğu bağ, onu derinden etkiliyor. Yaklaşık bin yıllık bir zaman dilimine yayılan bu iki ifade biçimi arasında, devletlerin yıkılıp yeni devletlerin kurulmasına rağmen duygusal ve düşünsel bir paralellik buluyor. Orhun’da taşa kazınan ‘Devletim şimdi nerede?’ sorusunun, yüzyıllar sonra Tuva bozkırlarında bir türküde ‘Büyük Tuva halkımın yurdu nerede?’ şeklinde yankılanması, Aras için büyük bir içsel uyanışa dönüşüyor.
Bu durum, Aras’a göre yalnızca tarihî bir benzerlik değil, Türk hafızasının çağları aşan bir kalıntısıdır. Kongurey’i dinlerken taşın dile gelmiş halini dinlediğini, Ötüken’in sorularının hâlâ göğün altında dolaştığını hissediyor. ‘Zamanı Tanrı yaşar; insan ise onu anlamlandırmaya çalışır. Anlamlanan sözler, zamanı aşar. Taştan türküye dönüşür. Yazıttan ezgiye,’ diyen Aras, bu derin bağlantının, insanın değişmeyen sorularının ve duygularının bir yansıması olduğunu vurguluyor.

