Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Yüksek İstişare Kurulu üyesi ve Kastamonu Üniversitesi Yapay Zeka Çalışmaları Koordinatörü Prof. Dr. Selman Tunay Kamer, günümüzdeki aile yapısının karşı karşıya olduğu sinsi tehdidi çarpıcı ifadelerle dile getirdi. Kamer, bu tehdidin ‘sosyal medya’ maskesi altında gizlenen dijital sömürgecilik olduğunu vurgulayarak, bireylerin mahremiyetlerini, aile bağlarını ve toplumsal dayanışmayı nasıl kaybettiğini analiz etti.
Dijital Sömürgecilik ve Mahremiyetin Kaybı
Prof. Dr. Kamer, bir zamanlar yuvaların güvenli kaleler olduğunu belirterek, günümüzde bu kalelerin kapılarının kendi ellerimizle küresel bir pazarın pençesine terk edildiğini ifade etti. Eşlerin, çocukların ve akrabalık hukukunun dijital dünyanın acımasız rekabetine maruz kaldığını söyleyen Kamer, bir eşe sorulan “Hayatım, yuvamızın mutluluğu için sosyal medya hesabını kapatır mısın?” sorusunun, verilen cevabın sadece iki kişinin ilişkisini değil, aynı zamanda çağın insanı nasıl dönüştürdüğünü de gözler önüne serdiğini belirtti. Tereddüt, savunma refleksi veya “özgürlük” adı altında itiraz, tehlike çanlarının çalmaya başladığının bir işareti olarak yorumlandı. Kamer, bir hesap kapatmayı bir yuvayı ayakta tutmaktan daha zor gören zihniyetin dijital sömürgeciliğe teslim olduğunu vurguladı.
Mahremiyetin sadece bir tercih değil, ailenin şerefi olduğunu belirten Kamer, günümüzde en özel anların bile “içerik” adı altında sosyal medyada paylaşıldığını dile getirdi. Sofradaki yemekten çocuğun ağlamasına, ev içi hallerden eşlerin özel anlarına kadar her şeyin kalabalıkların tüketimine sunulduğunu söyledi. Sosyal medyanın, mahremiyetin sınırlarını sinsice bulanıklaştırdığını ve insanı kendi vitrininin kölesi haline getirirken, sergilenen mahrem değerlerin saygınlığını ve ağırlığını törpülediğini ifade etti. Bu durumun insanı kendi mahremiyetine yabancılaştırdığını ve huzursuzluğa yol açtığını belirtti.
Akrabalık Bağları Zayıflıyor, Takipçiler Geliyor
Kamer, bir toplumun gücünün sadece sınır hattında değil, evin içinde de yattığını vurguladı. Geleneksel Türk toplumunda akrabalık ilişkilerinin önemine dikkat çeken Kamer, “sıla-i rahim” emrini bilen, akrabalığı hukuk sayan bir millet olduğumuzu hatırlattı. Amcayı baba yarısı, teyzeyi anne yarısı saymanın, hastayı ziyaret etmenin, cenazeye koşmanın, düğünde omuz vermenin töremizin ve inancımızın parçası olduğunu söyledi. Günümüzde ise akrabalık ilişkilerinin “zahmet”, “kalabalık”, “masraf” gibi bahanelerle küçümsendiğini, bayramda el öpmek yerine toplu mesajla yetinmenin yaygınlaştığını belirtti. Sosyal medyanın insanları birbirine “takipçi” yaptığını ancak “akraba” olmaktan uzaklaştırdığını ifade eden Kamer, bir yabancının hayatını izlemek için harcanan zamanın, akrabasının derdini dinlemeye ayrılmadığını söyledi. Bu kökten kopuşun, toplumun dayanışma refleksini zayıflattığını ve yıkıma yol açtığını vurguladı.
Çocuk Yetiştirme Sorumluluğu ve Milli Gelecek
Prof. Dr. Kamer, iyi çocuk yetiştirmenin milli bir sorumluluk olduğunu belirtti. Bir çocuğun dünyasında güvenin anne ve babasının sesi ve bakışıyla oluştuğunu, ancak günümüzde aynı odada yaşayan ailelerin bile farklı dünyalara hapsolduğunu gözlemlediğini söyledi. Ebeveynin gözü ekrandayken çocuğuna verdiği onayın, aslında sessiz bir reddediş olduğunu, “Sen, şu telefon kadar önemli değilsin” mesajını verdiğini ifade etti. Çocukların öfkesi ve içine kapanıklığının, görülmemenin ve dinlenmemenin bir sonucu olduğunu dile getiren Kamer, evde sevgi ve rehberlik bulamayan çocuğun kimliğini ekranların karmaşasında inşa etmeye çalıştığını belirtti. “Oyalansın” diye eline verilen akıllı cihazların ise çocukların ilişki kurma, bekleme, hayal kurma ve duygusal zekâ gelişimini olumsuz etkilediğini, sabrın yerini hızlı tüketime, derinliğin yerini anlık hazlara bıraktığını söyledi. Bu durumun sadece pedagojik bir sorun değil, milletin geleceğini ilgilendiren önemli bir sorun olduğunu, çünkü karakter, aidiyet, merhamet ve saygının evde oluştuğunu vurguladı.
Yerli ve Milli Bir Kamu Politikası Şart
Meseleyi sadece bireylere yüklemenin kolaycılık olduğunu belirten Prof. Dr. Kamer, dijital kuşatmayı büyüten şartların da olduğunu ifade etti. Çalışma düzeniyle ebeveyni çocuğundan koparan, aileye vakit bırakmayan, sosyal hayatı pahalılaştıran ve mahalle kültürünü eriten modern şehir düzeninin, sosyal medya platformlarının para kazanma düzeniyle birleştiğinde aileyi korumasının beklenemeyeceğini söyledi. Bu platformların amacının “iyi insan” yetiştirmek değil, daha çok kullanım süresi, daha çok reklam ve daha çok tüketim olduğunu belirtti.
Kamer, ihtiyaç duyulan şeyin, aileyi, mahremiyeti ve çocuğu merkeze alan, yerli ve milli bir dijital bilinçle oluşturulmuş kamu politikası olduğunu vurguladı. “Aile önemlidir” demenin yetmediğini, aileyi güçlendirecek somut adımların atılması gerektiğini söyledi. Çocuklara uygun koruma mekanizmaları, aileler için eğitim programları, okullarda dijital okuryazarlık ve mahremiyet bilinci, sosyal medya bağımlılığıyla mücadele kampanyalarının “yasakçılık” değil, geleceği koruma meselesi olduğunu belirtti.
Çözümün sosyal medya hesabını kapatmak olmadığını ancak bazı temel adımların atılması gerektiğini söyleyen Kamer, şunları önerdi:
- Eve girince cep telefonunu bir kenara koymak.
- Sofrada ekranı susturmak.
- Çocuk konuşurken gözünün içine bakmak.
- Eşle gerçek bir sohbet kurmak.
- Bayramda mesaj atmak yerine kapıları çalmak.
Prof. Dr. Kamer, en büyük “takipçi”nin arkamızdan dua edecek çocuklarımız, en değerli “beğeni”nin eşimizin yüzündeki huzur ve en güçlü “sosyal ağ”ın ise birbirine sahip çıkan ailemiz ve akrabamız olduğunu söyledi. Başımızı telefondan kaldırıp evimizin içine, çocuğumuzun yüzüne, eşimizin gözlerine ve akrabamızın haline bakma vaktinin geldiğini belirterek, “Çünkü vatan, evin içinden başlar. Yuva sağlam olursa millet de sağlam olur” diyerek sözlerini tamamladı.

