Hayat Aras’tan Nevruz’un Gizemli Çarşambaları: Doğanın Yeniden Doğuşu ve Türk Kültüründeki Yeri
  1. Anasayfa
  2. Yerel

Hayat Aras’tan Nevruz’un Gizemli Çarşambaları: Doğanın Yeniden Doğuşu ve Türk Kültüründeki Yeri

Izopoint - Yalıtım ve Yapı Kimyasalları

Eğitimci ve Türkolog Hayat Aras, köşe yazısında yeniden doğuşun ve özgürlüğün sembolü olan Nevruz’un gelişini ve Türk kültüründeki derin izlerini kaleme aldı. Özellikle Iğdır, Azerbaycan ve İran Türkleri arasında bir ay öncesinden başlayan Nevruz kutlamalarının temelini oluşturan ve Nevruz’dan önceki son dört salıyı çarşambaya bağlayan akşamlara denk gelen ‘İlaxır Çerşenbeler’ yani ‘Yılsonu Çarşambaları’na dikkat çekiyor.

Bu özel günler, dört temel unsurla ilişkilendiriliyor: Su, ateş, yel ve toprak. Bu unsurlar sırasıyla su çarşambası, ateş çarşambası, yel çarşambası ve toprak çarşambası olarak adlandırılıyor. Aras’a göre su ile temizlenip arınırken, ateş ile ısınıp güçleniyoruz. Yel ile uyanıp, toprak ile canlanıyoruz. Su ile başlayan bu diriliş süreci, toprak ile hayat buluyor. Bu döngü, doğanın uyanış takviminin ve doğa ruhlarını uyandırma ritüellerinin halkın belleğinde korunan bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Su Çarşambası: Arınma ve Dilekler

Doğanın uyanışında ilk canlanan unsur olarak kabul edilen su, bu çarşambanın ana temasını oluşturuyor. Sabahın erken saatlerinde akan sulara gidilerek dilekler dileniyor, el yüz yıkanıyor ve rüyalar suya anlatılıyor. Hayvan sahipleri, getirdikleri suları hayvanlarına sürerek veya içirerek onlara da şifa ve bereket diliyor. Bu dönem aynı zamanda evlerde büyük bir temizlik zamanı olarak da biliniyor; eski yılın olumsuzluklarından ve kötü enerjisinden arınma pratiği yapılıyor.

Od Çarşambası: Güç, Enerji ve Kötülüklerden Arınma

Ateş, güneşin gücünü, ışığını, enerjisini ve arınmayı temsil ediyor. Kötü ruhları uzaklaştırma, hastalıkları ve uğursuzlukları yok etme gücüne sahip olduğuna inanılıyor. Bu çarşamba akşamında yakılan ‘Baca Baca, Alov Alov’ adı verilen ateşlerin etrafında dilekler söylenerek yedi veya üç kez atlanıyor. Ateşin üzerinden atlayanlar, “Ağırlığım, uğurluğum odda galsın. Ağırlığım, uğurluğum tökülsün, Odda yanıp kül olsun, Yansın alov saçılsın, Menim bahtım açılsın.” gibi sözlerle hem kötülüklerden arınmayı hem de bahtlarının açılmasını diliyorlar. Tarihi anlatılara göre, Bizans elçilerinin Göktürklere gelmeden önce, Cengiz Han zamanında ise elçilerin saraya alınmadan önce ateşin üzerinden geçirilerek arındırılması gibi uygulamalar, ateşin temizleyici gücüne olan inancın eski Türk kültüründeki yerini gösteriyor.

Yel Çarşambası: Uyanış ve Doğanın Hareketi

Rüzgârın estiği yüksek yerlere çıkılarak dilekler dilenip dualar edilen yel çarşambası, doğanın uyanışındaki bir diğer önemli unsuru temsil ediyor. Eski Türk inanışında bazen ruhların ve doğa güçlerinin hareketi olarak görülen rüzgârın, karları erittiğine ve doğayı uyandırdığına inanılıyor.

Toprak Çarşambası: Baharın Müjdecisi ve Yeni Yılın Kapısı

Toprağın kalbinin atmaya başladığına, nefes aldığına ve kışın bittiğine inanılan bu gün, baharın müjdecisi olarak kabul ediliyor. Halk arasında “İlaxır çerşembeden sonra bahar qapıdadır.” (Son çarşambadan sonra bahar kapıdadır) sözüyle bu durum vurgulanıyor. Toprak çarşambası, toprağın tamamen uyandığı, baharın başladığı ve yeni yılın müjdelendiği, eski yılın son çarşambasıdır.

Kapı Dinleme Ritüeli: Geleceğe Açılan Pencere

Özellikle toprak çarşambası akşamı ve 21 Mart akşamı, bilinmeyene açılan kapı ve pencereden kaderin ve geleceğin iletisi olacak sesleri duymak amacıyla kapı ve pencere dinlenilir. Bu ritüelde, bölge halkı konuşmalarına dikkat eder ve olumlu ifadeler kullanmaya özen gösterir. Genç kızlar başta olmak üzere her yaştan kişi, akşam karanlık çöktükten sonra dilek tutar ve komşu kapısını, penceresini kimseye fark ettirmeden dinler. Duyulan ilk anlamlı sözcük ya da cümle, kişinin niyetine göre yorumlanarak geleceğe dair ipuçları aranır.

Nevruz: Kültürel Süreklilik ve Yeniden Doğuşun Sembolü

Hayat Aras, Nevruz’u doğa ile insan arasındaki en eski anlaşmalardan birinin kültürel sürekliliğe ve toplumsal hafızaya yansıyan hali olarak tanımlıyor. Eski Türk kozmolojisinin çağdaş bir tanığı, Ergenekon’dan çıkışın kapısı, yeniden doğuşun eşiği ve hayatta kalma stratejisinin bir sembolü olarak nitelendiriyor. Zaman değişse de, toprak canlanıp doğa yenilense de gelenek ve göreneklerin aynı çizgide devam ettiğini vurgulayan Aras, “Yenigün budur. Bu güzel günde su durulsun, od ışısın, yel solusun, toprak güçlensin. Yenigün kut getirsin.” sözleriyle Nevruz’un coşkusunu ve getirdiği umudu ifade ediyor.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _rendim
    İğrendim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm
  • 0
    _ok_k_zd_m
    Çok Kızdım

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir