Prof. Dr. Zakir Avşar: COP31, İklim Diplomasisinde Türkiye İçin Kritik Bir Eşik Olacak
  1. Anasayfa
  2. Yerel

Prof. Dr. Zakir Avşar: COP31, İklim Diplomasisinde Türkiye İçin Kritik Bir Eşik Olacak

Izopoint - Yalıtım ve Yapı Kimyasalları

Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı “Sıradaki zirve COP31 ve iklim diplomasisinde stratejik bir eşik” başlıklı yazısında, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesinin önemine dikkat çekti. Avşar, Türkiye’nin küresel sistemdeki saygın yerini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki güçlü duruşunu vurgulayarak, iklim değişikliğinin artık sadece çevresel bir sorun olmaktan çıkıp uluslararası düzenin kurucu parametrelerinden biri haline geldiğini belirtti.

Yirmi birinci yüzyılda enerji arz güvenliği, su stresi, gıda zincirlerindeki kırılganlık, iklim kaynaklı göçler ve aşırı hava olaylarının makroekonomik etkileri gibi çok katmanlı krizlerin küresel sistemi şekillendirdiğini ifade eden Avşar, devletlerin rekabet kapasitesi, diplomatik ağırlığı ve ekonomik dayanıklılığının iklim dönüşümüne uyum sağlama becerileriyle doğru orantılı hale geldiğini söyledi. Bu dönüşümün, küresel yönetişim mekanizmalarının niteliğini de değiştirdiğini ve sınır aşan risklerin yönetiminde çok taraflı müzakere platformlarının kritik bir rol üstlendiğini ekledi.

COP (Taraflar Konferansı) mekanizmasının, uluslararası sözleşmelere taraf devletlerin norm üretimi, yük paylaşımı, finansman tasarımı ve uygulama denetimi gerçekleştirdiği önemli bir karar alma zemini olduğunu belirten Avşar, COP31’in Türkiye’ye kazandırılmasının kolay olmadığını ve birçok ülkenin ev sahipliği için yarıştığını hatırlattı. Türkiye’nin üstün diplomasisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve “sıfır atık” projesiyle küresel etki yaratan Emine Erdoğan’ın çabalarıyla ev sahipliğinin başarıldığını vurguladı.

Avşar, COP kavramının çoğunlukla iklim zirveleriyle özdeşleştiğini, zira bu zirvelerin küresel ekonomi üzerinde doğrudan etkili kararların alındığı platformlar olduğunu belirtti. Karbon piyasaları, emisyon azaltım taahhütleri, yeşil finansman, enerji dönüşümü ve iklim uyum politikalarının bu zirvelerde müzakere edildiğini, 2015 Paris Anlaşması’nın da bu müzakerelerin en kritik çıktılarından biri olduğunu söyledi. Paris sonrası dönemde hedeflerin finansal ve teknolojik altyapısının inşa edilmesinin önem kazandığını ekledi.

COP sisteminin iklimle sınırlı olmadığını, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi ve Nesli Tehlike Altındaki Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme gibi farklı rejimlerin de COP mekanizması üzerinden işlediğini belirten Avşar, çevresel krizlerin artık sadece ekolojik sorunlar olmadığını, ekonomik istikrar, toplumsal güvenlik ve jeopolitik güç dağılımını etkileyen stratejik değişkenler haline geldiğini ifade etti.

COP31’in Türkiye’de düzenlenmesinin, iklim diplomasisi ile jeopolitik konumlanmanın kesiştiği nadir fırsatlardan biri olduğunu vurgulayan Avşar, iklim zirvelerinin artık sermaye akışlarının yön değiştirdiği, teknoloji ortaklıklarının kurulduğu ve yeni ekonomik bloklaşmaların şekillendiği güç merkezlerine dönüştüğünü söyledi. Bu durumun, Türkiye’ye sembolik prestijin ötesinde, gündem belirleme ve normların oluşum sürecine etki etme kapasitesi kazandıracağını belirtti.

Türkiye’nin hibrit ekonomik karakterinin, gelişmekte olan bir ekonomi olarak büyüme ve sanayileşme baskıları ile Avrupa üretim sistemlerine entegre sanayi kapasitesi nedeniyle düşük karbonlu dönüşüm baskısını aynı anda hissetmesi, onu gelişmiş ve yükselen ekonomiler arasında benzersiz bir arabulucu konumuna taşıdığını dile getiren Avşar, önümüzdeki on yılın en kritik jeoekonomik rekabet alanlarından birinin enerji dönüşümü olacağını söyledi. Fosil yakıt temelli büyüme modelinin giderek daha maliyetli hale geldiğini, sınırda karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilir finans standartlarının sanayi üretiminin maliyet yapısını köklü biçimde dönüştürdüğünü, özellikle AB’nin karbon düzenlemelerinin Türkiye gibi Avrupa ile yoğun ticaret yapan ülkeler için doğrudan rekabet baskısı yarattığını belirtti.

Bu bağlamda COP31’in Türkiye için bir prestij organizasyonu değil, sanayi dönüşümünü hızlandırabilecek stratejik bir kaldıraç işlevi görebileceğini ifade eden Avşar, yeşil finansmanın bu dönüşümün merkezinde yer aldığını ve dünya ekonomisinde temiz enerji, depolama teknolojileri, hidrojen, batarya sistemleri, akıllı şebekeler ve karbon azaltım teknolojilerine yönelik yatırım hacminin trilyonlarca doları bulduğunu söyledi. Küresel sermayenin artık sadece kârlılık değil, düzenleyici riskler, karbon yükümlülükleri ve sürdürülebilirlik metriklerini de fiyatladığını belirten Avşar, COP31’in Türkiye’nin bu sermaye ile daha güçlü temas kurabileceği kritik bir platform sunduğunu ekledi.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinin (güneş, rüzgâr, jeotermal) dikkat çekici olduğunu, enerji depolama teknolojileri, şebeke esnekliği ve elektrifikasyon yatırımlarıyla desteklenecek bir dönüşümün, enerji ithalat bağımlılığını azaltarak makroekonomik kırılganlıkları hafifletebileceğini ve cari açık, enflasyon gibi ekonomik göstergeler üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini söyledi.

COP31’in en az tartışılan ancak en stratejik sonucunun bilgi ekonomisi üzerinde ortaya çıkabileceğini belirten Avşar, iklim dönüşümünün atmosfer modellemesi, karbon muhasebesi, batarya kimyası, malzeme bilimi, enerji optimizasyonu ve iklim dirençli şehir tasarımı gibi alanlarda bilgi üretimi gerektirdiğini ve bu durumun geleceğin ekonomik gücünü belirleyeceğini vurguladı. Bu nedenle COP31’in, Türk üniversiteleri, araştırma merkezleri ve teknoloji girişimleri için küresel Ar-Ge ağlarına daha güçlü entegrasyon fırsatı sunduğunu ifade etti.

Türkiye’nin COP31’den elde edeceği en büyük kazancın kurumsal kapasite dönüşümünde oluşacağını belirten Avşar, iklim politikalarının bakanlıklar arası koordinasyon, veri üretimi, regülasyon tasarımı ve uzun vadeli planlama becerisi gerektirdiğini, bu sürecin devlet kapasitesini daha sofistike hale getiren bir öğrenme mekanizması ürettiğini söyledi. COP31 hazırlıkları sırasında oluşacak teknik bilgi birikiminin kamu kurumlarının politika üretme kalitesini yükseltebileceğini ekledi.

Son olarak, COP31’in Türkiye’nin kalkınma vizyonunu yeşil sanayi, temiz teknoloji ve dirençli ekonomi ekseninde şekillendirmesi halinde sonuçlarının çok derin olacağını belirten Avşar, iklim çağında gücün klasik sanayi kapasitesiyle değil, düşük karbon yoğunluğu, temiz enerji kapasitesi, teknolojik inovasyon hızı ve sistem dayanıklılığı ile ölçüleceğini vurguladı. COP31’in Türkiye için diplomatik bir etkinlikten çok daha fazlasını ifade ettiğini, jeopolitik konumunu iklim diplomasisiyle tahkim etme, ekonomik dönüşümünü hızlandırma ve küresel sermaye ile teknolojiden daha güçlü pay alma fırsatı sunduğunu söyledi. Asıl meselenin COP31’e ev sahipliği yapmak değil, zirveyi Türkiye’nin uzun vadeli stratejik dönüşümünün katalizörüne dönüştürebilmek olduğunu, bu başarının sağlanması halinde COP31’in Türkiye’nin yeşil dönüşüm tarihinde belirleyici bir eşik olarak hatırlanacağını sözlerine ekledi.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _rendim
    İğrendim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm
  • 0
    _ok_k_zd_m
    Çok Kızdım

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir