ANKARA – Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, ‘Mutlak Butlan ile “mazbata” kalır mı?’ başlıklı köşe yazısında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Kurultayı’na ilişkin yargı kararlarının ‘mazbata’ kavramı üzerindeki etkilerini derinlemesine inceledi. Prof. Dr. Avşar, mevcut tartışmaların, Özgür Özel’in kazandığı belirtilen 38. Kurultay’ın ‘mazbatası’ ile Genel Başkanlık görevini sürdüren Kemal Kılıçdaroğlu’nun mazbatasının hukuki statüsünü sorguladığını belirtti.
Anayasa Hukuku, Seçim Hukuku ve Siyaset Bilimi perspektifinden, duygusallıktan uzak bir yaklaşımla konuyu ele alan Prof. Dr. Avşar, demokrasilerde seçimin yalnızca bir prosedür olmadığını, aynı zamanda meşruiyetin temel kaynağı olduğunu vurguladı. Demokratik devletlerde egemenliğin halktan geldiğini ve bu egemenliğin seçimlerle temsil ilişkisine dönüştüğünü ifade eden Avşar, halk iradesinin sandıkta ortaya çıkmasının tek başına yeterli olmadığını, siyasal iradenin hukuk düzeni tarafından tanınması, kayıt altına alınması ve kurumsallaşması gerektiğini belirtti.
Mazbatanın Hukuki Anlamı ve Önemi
Prof. Dr. Avşar’a göre ‘mazbata’ kelimesinin kökeni Arapça olup ‘tespit edilmiş şey’, ‘yazılı kayıt’ anlamına gelmektedir. İlk bakışta basit bir idari belge gibi görünse de, mazbatanın gerçekte demokratik temsilin hukuki tescili olduğunu söyledi. Seçim sonucunun sosyolojik ve siyasal bir olgu yaratırken, mazbatanın bu olguyu hukuki statüye dönüştürdüğünü belirten Avşar, mazbatanın seçim sonucunu açıklayan bir belge olmanın ötesinde, temsil yetkisinin hukuk düzeni içerisindeki kurucu teyidi olduğunu ifade etti. Bir kişinin kamusal temsil makamına gelmesi için seçmen desteğinin yanı sıra, bu sonucun hukuk düzenince kesinleştirilmesinin şart olduğunu dile getirdi. Bu açıdan mazbatanın, halk egemenliğinin pozitif hukuk alanındaki görünümü olduğunu ve demokratik meşruiyetin normatif form kazanmasını sağladığını söyledi.
Hukuk Devleti ve Seçimlerin Güvenilirliği
Demokratik rejimlerde iktidarın kaynağının zor ya da gelenek değil, toplumsal rıza olduğunu ve bunun kurumsal ifadesinin seçimler olduğunu belirten Prof. Dr. Avşar, seçim sonucunun hukuken geçerli sayılmasının belirli prosedürlere bağlı olduğunu vurguladı. Hukuk devleti ilkesinin, siyasal meşruiyetin keyfilikten arındırılmış normatif bir yapı içinde ortaya çıkmasını zorunlu kıldığını anlattı. Bu nedenle seçici iradenin yeterli kabul edilmediğini, iradenin yasal kurallar çerçevesinde oluşmuş olması gerektiğini ifade etti. Mazbatanın tam da bu kesişim noktasında yer aldığını, bir yandan halk iradesini tanıdığını, diğer yandan bu iradenin hukuk düzenine uygun biçimde oluştuğunu varsaydığını belirtti. Mazbatanın verilmesiyle seçim sonucunun kesinleştiği, temsil yetkisinin doğduğu ve kamusal otoritenin kullanılabilir hale geldiği kabul edildiğini, hukuk düzeninin bu aşamadan sonra istikrarı korumayı amaçladığını söyledi.
Mutlak Butlan Kavramı ve Seçim Hukukundaki Yeri
Prof. Dr. Avşar, seçim süreçlerinde ağır hukuka aykırılık iddiaları gündeme geldiğinde, sandık sonucunun meşruiyet bakımından tek başına yeterli olup olmadığı tartışmasının önem kazandığını ve bu noktada ‘mutlak butlan’ kavramının öne çıktığını belirtti. Genel hukuk teorisinde mutlak butlanın, bir işlemin baştan itibaren hükümsüz sayılması anlamına geldiğini, kamu düzenine ağır aykırılık taşıyan, kurucu unsurları eksik olan veya emredici hukuk normlarını ihlal eden işlemlerin mutlak butlan yaptırımına tabi olduğunu açıkladı. Anayasa hukukunda ise mutlak butlanın daha hassas sonuçlar doğurduğunu, çünkü anayasal düzenin devletin sürekliliğini, kamusal istikrarı ve siyasal düzenin devamını da korumak zorunda olduğunu belirtti. Demokratik düzenin sürekli geçersizlik tartışmaları içinde yaşamasının ciddi siyasal krizler üretebileceğini, bunun temsil ilişkisini kırılgan hale getireceğini ve toplumun seçim sistemine olan güvenini aşındıracağını ifade etti.
Ancak Avşar, bazı durumlarda hukuka aykırılığın ağırlığının demokratik meşruiyetin kendisini tartışmalı hale getirebileceğini söyledi. Seçimlerin serbestliği, eşitliği ve dürüstlüğü ortadan kalkmışsa, seçmen iradesi sistematik biçimde baskılanmışsa, ifsata uğramış ve anayasal seçim ilkeleri fiilen yok edilmişse, ortaya çıkan sonucun şekli prosedürlerle meşru kabul edilmesinin güçleşeceğini vurguladı. Bu gibi durumlarda mazbata verilmiş olmasının tek başına yeterli bir meşruiyet zemini oluşturmayacağını, çünkü mazbatanın hukuka uygun biçimde oluştuğu varsayılan halk iradesinin tescili olduğunu belirtti. İrabenin oluşum süreci ağır biçimde sakatlanmışsa, mazbatanın kurucu etkisinin de tartışmalı hale geleceğini ekledi.
Halk İradesi ve Normatif Hukuk Dengesi
Prof. Dr. Avşar, bu tartışmaların modern anayasa teorisinin en temel gerilimlerinden birini oluşturduğunu, halk iradesinin mi yoksa normatif hukuk düzeninin mi üstün olduğu sorusunu gündeme getirdiğini ifade etti. Carl Schmitt ve Hans Kelsen arasındaki teorik ayrışmaya değinen Avşar, Schmitt’e göre egemenliğin nihai siyasal karar olduğunu, Kelsen’e göre ise meşruiyetin hukuk düzeni içinde mümkün olabileceğini belirtti. Günümüz anayasal demokrasilerinin bu iki yaklaşım arasında denge kurmaya çalıştığını söyledi. Bu bağlamda, mazbata ve mutlak butlan tartışmalarının sıradan bir seçim hukuku problemi olmadığını, mazbatanın demokratik temsilin hukukileşmesini ifade ederken, mutlak butlanın hukuki meşruiyetin sınırlarını ortaya koyduğunu vurguladı. Demokratik rejimlerin istikrarının bu iki alan arasındaki hassas dengenin korunmasına bağlı olduğunu, modern anayasal devletin tam da bu gerilim alanında var olduğunu ve halk egemenliği ile hukuk devleti arasındaki dengeyi koruyabildiği ölçüde meşruiyetini sürdürebileceğini sözlerine ekledi.
Sonuç: Kılıçdaroğlu’nun Mazbatası Var, Özel’in Yok mu?
Prof. Dr. Zakir Avşar, yazısını şu çarpıcı sonuçla tamamladı: “İş mazbataya kadar geldiyse, Kemal Kılıçdaroğlu’nun mazbatası var, Özgür Özel’in mazbatası yoktur. Kılıçdaroğlu’nun 37. Kurultay’ın kazananı olarak kendisine usulüne uygun düzenlenip verilen mazbatası uçmadı, ortadan kalkmadı, duruyor. Özgür Özel’in mazbatası ise mutlak butlan kararı ile hiç yapılmamış sayılan 38. Kurultay’ın neticesi olduğu içindir ki, hiç düzenlenmemiş ve hiç verilmemiş gibidir…”

