Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı köşe yazısında, küresel savaşların ve enerji krizinin Türkiye’nin stratejik gücü üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz etti. Avşar, “Çevremizdeki savaş, enerji krizi ve Türkiye’nin stratejik gücü” başlıklı yazısında, barış umutlarının ertelendiği bir dönemde, savaşların küresel ölçekte yarattığı endişe verici başlıklara dikkat çekti.
Enerji Krizi ve Türkiye’nin Hazırlıkları
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamalarına atıfta bulunan Prof. Dr. Avşar, Türkiye’nin enerji konusunda yıllardır süregelen hazırlıklarının ve bu günleri öngörerek yapılan çalışmaların altını çizdi. Bakan Bayraktar’ın kamuoyunu aydınlatan ve yüreklere su serpen açıklamalarının, AK Parti’nin bilgiye hakimiyetinin ve siyaset üretme becerisinin bir yansıması olduğunu belirtti. Avşar, küresel enerji sisteminin son on yılda giderek artan kırılganlıklar altında yeniden şekillendiğini vurguladı. Bu kırılganlıkların temelinde arz-talep dengesizlikleri ve jeopolitik gerilimlerin enerji akışlarını doğrudan hedef alması yatıyor.
Hürmüz Boğazı ve Küresel Etkiler
Özellikle ABD–İsrail–İran arasındaki gerilimin Hürmüz Boğazı’nı fiilen devre dışı bırakmasıyla ortaya çıkan durumun, dönüşümün en kritik eşiklerinden biri olduğunu ifade eden Avşar, Hürmüz’ün küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin ve LNG arzının önemli bir bölümünün geçtiği sistemik bir dar boğaz olduğunu hatırlattı. Bu hattın kesintiye uğramasının sadece fiziksel arzı azaltmakla kalmayıp, küresel fiyatlama mekanizmalarını da bozucu etki yarattığını belirtti. Enerji piyasalarının yapısal özellikleri gereği, bu tür jeopolitik şokların çarpan etkisi yarattığını, risk primlerinin ve maliyetlerin arttığını, alternatif güzergahların sınırlı kapasitesinin tabloyu ağırlaştırdığını söyledi.
Türkiye’nin Enerji Stratejisi: Çeşitlendirme ve Esneklik
Prof. Dr. Avşar, Türkiye’nin enerji politikasındaki en önemli paradigma değişiminin, “yüksek bağımlılık–düşük kontrol” denkleminden “çeşitlendirilmiş bağımlılık–yüksek esneklik” modeline geçiş olduğunu vurguladı. Bu modelin bağımlılığı sıfırlamayı değil, yönetilebilir ve dağıtılmış bir yapıya dönüştürmeyi hedeflediğini belirtti. Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendiren en kritik unsurlardan birinin, kaynak ve rota çeşitlendirmesinde ulaşılan düzey olduğunu söyledi. Kuzey, doğu ve batı eksenlerinden sağlanan boru hattı gazı, artan LNG ithalat kapasitesi, yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri, yer altı depolama tesisleri ve rafineri altyapısının güçlendirilmesi gibi adımların sistemin esnekliğini önemli ölçüde artırdığını kaydetti. Karadeniz’de devreye alınan doğal gaz üretimi ve yurt dışı arama faaliyetlerinin genişletilmesinin de stratejik öneme sahip olduğunu ekledi.
Nükleer Enerji ve Gelecek Vizyonu
Nükleer enerji alanında kaydedilen ilerlemenin, Türkiye’nin enerji güvenliği perspektifinde yapısal bir sıçramaya işaret ettiğini belirten Avşar, nükleer santrallerin baz yük üretim kapasitesini artırarak hem arz sürekliliğini sağlayacağını hem de ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltacağını ifade etti. Küçük modüler reaktörlere yönelik hukuki ve teknolojik altyapının oluşturulmasının, Türkiye’nin bu alanda kullanıcı ve geliştirici aktör olma potansiyelini güçlendireceğini vurguladı. Enerji fiyatlarındaki küresel dalgalanmaların iç piyasaya etkisini sınırlandırmak amacıyla uygulanan kamu politikalarının da kriz yönetim kapasitesinin önemli bir bileşeni olduğunu belirtti.
Sonuç: Stratejik Fırsat mı?
Tüm bu unsurlar değerlendirildiğinde, Türkiye’nin mevcut küresel kriz karşısında pasif bir konumda olmadığı, aksine çok boyutlu ve proaktif bir stratejiyle hareket ettiği görülmektedir. Enerji arz güvenliğini sağlama, dışa bağımlılığı yönetilebilir seviyelere çekme, yerli üretimi artırma ve yeni teknolojilere yatırım yapma ekseninde şekillenen bu yaklaşımın, Türkiye’yi benzer ölçekli birçok ülkeye kıyasla daha avantajlı bir konuma taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Avşar, “ABD–İsrail–İran savaşı, küresel enerji sisteminin kırılganlıklarını derinleştirirken, yeni bir güç dengesi ve enerji mimarisi doğurmaktadır. Bu süreçte Türkiye, geliştirdiği çeşitlendirilmiş ve esnek enerji yapısı sayesinde kısa vadeli şokları yönetebilen, orta vadeli dönüşümlere adapte olabilen ve uzun vadeli paradigmalara hazırlık yapan bir ülke profili çizmektedir. Asıl belirleyici olan ise bu krizlerle dolu geçiş döneminin stratejik bir fırsat olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.” ifadeleriyle yazısını sonlandırdı.

