Kürşat BİLGİN Hukukçu Yazar


DÜNYADA KUSURSUZ İKİ İNSAN VARDIR; BİRİ ÖLMÜŞTÜR, BİRİDE DOĞMAMIŞTIR...!

DÜNYADA KUSURSUZ İKİ İNSAN VARDIR; BİRİ ÖLMÜŞTÜR, BİRİDE DOĞMAMIŞTIR...!



                                                                                                                       Bir Çin atasözü 
Bugün yine evlerde kapalı kaldığımız son günlerden olmasını umut ederek gündemden, olaylardan, siyasetten hatta özel sektörün uzaya yolladığı ve kirlettiğimiz dünyamızın bir eşini daha yapmak için hızla çaba harcamalarını bir kenara bırakmak istiyorum.
2004 yılında kaleme aldığım Karabahtlı Ayşe’nin hikayesini anlatmak istiyorum sizlere.
Malumunuz yaşadığımız yüz yılda hala evlilik için başlık parası istenen bölgelerimiz olduğunu biliyoruz. Ve birbirlerini deli gibi seven iki beden, iki ruh ve de iki kalp. ALİ ve AYŞE ‘nin aşklarını.
*
Fakirdir ikiside. İş oldukça ırgatlığa giden, bulduğunu bugün yiyen, yarın için yaradanına sığınan iki güzel insan. Birbirlerini sevdiğini bilmeyen yoktur, dillerdedir aşkları. Belki Ferhat’ın Şirin’e, Kerem’in Aslı’ya, Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı değildir ama yakındır sevgileri diye bilinen.
Gel görki kavuşmak için engelleri vardır, istenen başlık parası bulunması imkansız, o olmazsa da evlenmelerine engel koca aşılmaz bir duvar.
Çaresizdir Ali .Sevdiğine ulaşmıyor, her gün eritiyordur bu sevda onu. Ve bir gün Ali Ayşe’sine bu parayı bulmak için gurbet ellere çalışmaya gitmekten başka yolu olmadığını söyler. Ayşe hayır olmaz gitme desede   dinletemez Alisine.
-Ayşe’m devamlı sana yazacağım, seni habersiz bırakmayacağım, en kısa zamanda da gelip seni alacağım.
Der demesine de başta gittiği zamanlar her hafta mektubu gelmiştir. Ayşe okuması yazması olmadığı için köyde okuma yazma bilenlere okutur ve cevaplamaları için elinde olan kıymetli nesi varsa verir ve cevap yazdırır biricik aşkı Alisine.
Gel gör ki bir zaman sonra Ali’den mektup kesilir, haber gelmez olur. Haber gelmeyen Ayşe her gün yol gözler, yolu gören dağa çıkar koca günler bekler bekler. Ne gelen vardır ne de haber getiren. Hayat da , zaman da geçmez olmuştur saçları beyazlamaya her gün bir günden zül gelmeye başlamıştır. Hep hayalini kurduğu Alisinden yapmayı planladığı bebeğini düşünür, Alisini düşünür bir taş parçasını bağrına basar. Artık ne Ayşe eski Ayşe ne de aklı yerindedir. Aşkı Ayşe’yi farklı diyarlara götürmüş dağ bayır çayır gezer olmuş, köylü artık Karabahtlı kız aşkından yedi kafayı der olmuştur.
*
Uzunca bir zaman sonra köy meydanına lüks bir araç gelir, muhtarı sorar içinden inen yakışıklı ve bakımlı bir genç.
-Ben Kaan Ali beyin özel şoförüyüm. Ayşe hanımı arıyorum der.
Muhtar
-Bizde Ayşe çok da sen hangi Ayşe’yi arıyorsun?
Tarifler konuşmalar Karabahtlı Ayşe olduğunu gösterir ve Ayşe aranır bulunur.
Tüm köylü merak içindedir. Acep bu adam da kimdir?
 Kaan Ali beyde kim ola?
Ayşe’yi ne bilir ne isterler?
Şoför: -Merhaba Ayşe Hanım. Ben Kaan Ali Bey’in şoförüyüm. Siz onu Ali olarak tanırmışsınız. Uzun zamandır size mektup yazamamış, haber edememiş durumlarından. Kendisi çok meşgul olduğundan gelemedi ve size bu mektubu yolladı buyurun der.
Ayşe mektubu alır eline Ali’si iyidir sağdır içinden kopan fırtınaları tarif bile edemez. Kalbi yerinde bile duramaz artık. Âmâ Ayşe okuma bilmez ki.
Şoföre döner ve,
-hele oku gardaş ne demiş Ali’m der.
Şoför başlar okumaya.
‘’Bir zamanlar çok sevdiğim derinden sevdiğim Ayşe. Uzun zaman oldu yazamadım sana. İşlerim çok yoğun ve çok çalışıyorum. Kendime bile zaman ayıramadığım anlarım var ki sana mektup yazmaya zaman bulayım.
Bana olan sevgini biliyorum, hala beni bekliyorsundur diye düşünerek sana beni bekleme diye mektup yazmam gerektiğini, hatta eline ulaştığından emin olmak üzere şoförüm ile ulaştırmaya karar verdim.
Buralar çok farklı daha dönmem ben köye. İnek kokusu, tezek kokusu bana gelmez. Ben artık buranın insanı oldum hatta ben artık Nalan ile Canan ile arkadaşlıklar kurdum.
Uzatmıyorum unut beni ve hayatına yön ver.
KAAN ALİ…
Bunları yazmış olmazdı Ali. Benim Alim bu değildi der Ayşe için için.
Getirdiği mektubun bu kadar acımasızca kaleme alınmış bir haber olduğunu bilmeyen şoförün ağzından birkaç kelime dökülür.
-Ne olur kusura bakma Ayşe bacı, bilmiyordum böyle yazılarla dolu bir mektup getirdiğimi. Ben elçiyim ne olur bana kader etme der.
Bu sözler Ayşe’yi daldığı hülyalardan çıkarır dışarı ve yüreğinden dökülen şu sözleri Alisine iletmesini ister.
-Bilirem elçiye zeval olmaz emme sen get ne yedüğü belli olmaz gaan mıdır nedir ona söyle.
Men yüreğimde içimde Ali’yi sevdim Ali’ye can Ali’ye canan oldum.
Menim inek kokum, tezek kokum şeher garılarının esans kokusundan eyidir. Çünkü ekmek kokar aş kokar. O garılarda ise şişkin cüzdan hastalığı var. Gayrı gözümde yok. Sevgisi dahi körelmiş de.
Aramasın sormasın beni. Nası olsa pişman olup geri döncek köyüne.
Deyip akan gözyaşlarını siler, bağrına bastığı taşı bırakır ve uzaklaşır meydandan ve son görülmesidir Ayşe’nin o belde de.
DÜNYADA KUSURSUZ İKİ İNSAN VARDIR; BİRİ ÖLMÜŞTÜR, BİRİDE DOĞMAMIŞTIR...!
Kusursuz insan yoktur ve insanların kusurları olabilir. Âmâ kendi kusurlarını söylemeye cesaretleri olmayanlar, başkalarının kusurlarını yüzlerine vurmamalıdır.
Gerçek sevgiyi bulup sahip olmanız ve yaşamanız dileği ile mutlu Pazarlar.
Sevgi ile sağlıkla kalın.